Midnight Express truth revealed by Alinur Part-1
Midnight Express Gerçeği-1 Alinur Velidedeoğlu
Add comment February 17, 2007
Denizin Ortasında NE Bulunur?
Denizin Ortasında NE Bulunur? Gezinti teknesi iskeleden ayrılmıştı.Bir adam geminin arkada bıraktığı beyaz köpükten izleri seyretmekteydi. Yanına küçük bir erkek çocuğu yaklaştı. -Amca size bir soru sorabilir miyim?
-Elbette. Sor bakalım.
-Amca denizin ortasında ne bulunur?
-Ada
-Hayır, bilemedin.
-Su.
-Iıh. Tekrar soruyorum. Denizin ortasında ne vardır?
-Balıklar. Çatlatmasana çocuk ne bulunur?
-Hahahaha.
-Hadi söyle.
-Tamam. Sıkı dur. Deniz kaç harflidir. Beş değil mi? Ortasında ne vardır? Ortasında N harfi vardır. Hahahahaha.
Arka taraftan bir kadın sesi duyulur.
-Deniz! Deniz, gel buraya oğlum. Amcayı rahatsız etme.
-Hanfendi. Oğlunuz çok akıllı maşallah.
Çocuk bankta oturmakta olan annesinin tarafına döner.
-Anneciğim. Ben bu amcayı çok sevdim. N’olur biraz onunla konuşayım.
Çocuk tekrar adama doğru döner. Çocuk sekiz dokuz yaşlarında görünmektedir. Adam oldukça yaşlıdır.
-Bak çocuğum anneni üzme sakın. Anneler babalar çocuklarının iyiliğini ister hep.
-Ben annemi üzmüyorum ki.
-Onlar ne isterlerse yap. Çünkü bir bildikleri vardır.
-Ben istediğim şeyleri yapamaz mıyım?
-Tabi önce onlara danışman gerekir. Sonra istediğin şeye izin verirlerse yaparsın.
-Ama neden?
- “Baksana bir hikaye anlatacağım. Bu anlattıklarımı büyüyünce daha iyi anlayacaksın.
Bir zamanlar deniz kıyısındaki bir köyde yaşayan küçük bir çocuk varmış. Bu çocuğun onu çok seven bir ailesi varmış. Ondan oldukça büyük iki abisi ile babası balıkçılık yaparlarmış. Babası oğluna sürekli olarak “Aman oğlum derslerini ihmal etme,haylazlık etme, iyi çalış derslerine,” dermiş. Çünkü çocuğun babası çok zorluklar çekermiş para kazanmak için. Çocuk, okuldan çıkınca deniz kenarında deniz kabukları toplar, arkadaşları ile akşama oyun oynarmış. Yazın denizden çıkmaz, denizin altına dalar balıkları seyredermiş. Derslerine pek önem vermezmiş.
Bir gün sabahleyin büyük abisi ile babası küçük balıkçı tekneleriyle denize açılmışlar.Öğleye doğru fırtına çıkmış. Deniz çok kabarmış. Köydeki bütün kadınlar ve çocuklar denize açılmış balıkçıları beklemeye başlamışlar. Annesiyle küçük çocuk ağlamış akşama kadar. Büyük abisini büyük bir balıkçı teknesi kurtarmış. Annesi günlerce bir kayalığa çıkıp babasını beklemiş. Fakat çocuk babasının ona söylediklerini hiç unutamıyormuş. Çalışmış, çalışmış ve bir gün öğretmen olmuş. Senin gibi zeki, cıvıl cıvıl öğrencileri olmuş. Sonra evlenmiş ve çocukları olmuş. Şimdi torunları ile oynuyormuş. Eğer okumasa babasının sözünü dinlemeseymiş belki de seninle konuşuyor olmayacakmış. Anladın mı beni?”
-Galiba anladım.
Bu arada gemi iskeleye yanaşmıştı. Çocuğun annesi seslendi:
-Hadi oğlum gidiyoruz.
Çocuk annesine doğru dönerek:
-Tamam anne geliyorum…… Teşekkür ederim amca. Sizin anlattıklarınızı hiç unutmayacağım. Hoşça kal.
- Güle güle. Anlattıklarımı sakın unutma emi. Yazan:Tülin Göncü
Add comment February 12, 2007
Nerdesiniz Ey Dostlarım
Nerdesiniz Ey Dostlarım
Bilinmezden çıktım yola,
Dünyada verdim bir mola,
Hayat dediğin bu ola.
Nerdesiniz ey dostlarım?
Buralardan gider oldum.
Günlerimi sayar oldum.
Yollarımı gözler oldum.
Nerdesiniz ey dostlarım?
Bana selam verenleri
Bir “günaydın” diyenleri
Özlüyorum gidenleri
Nerdesiniz ey dostlarım.
Bazısı hep boş boş gezer,
Bazısı emeğini yer,
Dünya hep böyle mi gider?
Nerdesiniz ey dostlarım?
Tülin Göncü
Add comment February 12, 2007
Dilimiz Onurumuzdur.
Dilimiz Onurumuzdur. Bir milleti oluşturan unsurların başında dil gelmektedir. Her milletin kendine has bir dili vardır. Lisanı olmayan bir millet düşünemiyorum. Türk milletinin kökeni çok eski zamanlara dayanmaktadır. Orta Asya’dan Balkanlara kadar yolculuk yapsanız sadece Türkçe kullanarak insanlarla anlaşabilirsiniz. Lehçe farklılıkları olsa bile bir iki günde farkları öğrenerek anlaşmamız mümkündür. Diller canlıdır, değişkendir; ancak görüyorum ki Anadolu Türkçesi kirlenmektedir. Gençlerin konuşmaları ve internette kullandıkları dili incelerseniz bir sürü İngilizce kelimeyi kullandıklarını görürsünüz. Halbuki Türkçe kelime üretimi açısından çok zengin bir dildir. Bazı kelimelerin baş harflerinden kelime üretebilen ya da Latinceye baş vuran İngilizce’ye bu şekilde özenilmemesi gerekir. Tabelalara baktıkça “Acaba bu ülkede yabancılar mı üretim yapıyor” diye düşünüyorum. Küçük dükkanların bile isimleri yabancıya özenti gösteriyor.
Eskiden kullandığımız bazı kelimeleri de İngilizcesi ile değiştirmeye başlamışız. Meclis yerine parlamento, millet vekili yerine parlamenter, posta yerine mail, ileti yerine mesaj gibi kelimeler kullanılıyor. “Goodbye” kelimesinin Türkçe anlamını öğrencilerime sorduğum zaman aldığım yanıt “baybay” oluyor. Bizim “güle güle” ve “hoşça kal” gibi insanlara güzel duygular veren uğurlama kelimelerimiz yok olmak üzere. Bu şekilde dilimiz yok olma yoluna girmiş. Dikkatli olmamız gerekir. Dilimizin yok olduğunu artık yerine başka bir dil kullandığımızı düşünün. İşte o zaman özgürlüğümüz elimizden gidecektir. Sömürgeleşeceğiz. Afrika ülkelerinde uygulanmış ve şimdi de bizim ülkemiz üzerinde uygulanıyor. Batılılar Biz Türkleri bu şekilde yenmeyi düşünüyor. Biz Türkler birbirimize sıkı sıkıya bağlıyken bu şekilde çözülmeye başladık. Çözülmenin bittiği yerde bizi lokma lokma yutabilecekler. Türkler yok olunca Anadolu eskisi gibi Bizans olacak, Yunanlılara verilecek. Kurtuluş savaşında o kadar uğraşıp didindiğimiz ve şehit verdiğimiz ülkemiz batılıların “şark problemi” gereğince bizden alınacak. Biz bu oyunlara alet olmayalım. Lütfen dilimizi kullanırken itina gösterelim. Çocuklarımıza ve çevremize de bu konuda uyarılarda bulunalım. Yazı yazarken de özen gösterelim. İnternet bizim dilimizin aynasıdır. Lütfen internetteki kullanılan dile de sahip çıkalım. Her yerde Türkçemizin en güzelini kullanalım. Çünkü Türkçe bizim onurumuzdur. Türkçe bozulunca Millet de bozulacak unutmayalım.
Add comment February 12, 2007
Gönül Pencerem
Gönül Pencerem
Gönül penceremden bakıyorum
Başka pencerelere.
Kimisi büyük,
Kimisi küçük;
Kimisi aydınlık,
Kimisi karanlık. Dış dünyadaki renkleri ve şekilleri gören gözler insanın penceresidir. Bir de dış dünyayı algıladıkları gönül gözleri vardır. Bunların bazısı küçük ve karanlık, bazısı da büyük ve aydınlık pencerelere vardır. Bazıları ise kalın perdelerle gizlenmiştir. Bazı pencerelerden içeri baktığınız zaman rengarenk çiçekler görürsünüz. Bazısının içerisi bomboştur. Bazısında nice cevherler mücevherler vardır. İşte böyleleri dışarıya müthiş bir ışık verir, herkesi aydınlatır. Bazısında ise iğrenç kokular yayan her türlü pislik mevcuttur. Etrafa ışık saçan öyle gönül gözleri vardır ki onlar yüzlerce binlerce yılı aşarak günümüze gelebilmiş ve hatta insanlığa mal olmuşlardır. Mevlana bunlardan biridir. Bu ufukları geniş insanlar kendi ufuklarının ötesini de görmeye çalışırken alçak gönüllülüğü elden bırakmazlar. Mütevazıdırlar çünkü bilirler ki bu dünyayı onlar yaratmamıştır ve öğrenilecek çok şey vardır. İçi boş olanlar ise kendini bir şey sanır, her zaman kendin emindir. Kendi burnunun doğrultusunda gider bu tür insanlar. Onlara kendi doğrularından başkasını kabul ettiremezsin. İşte bu tür körler birkaç kitap okuyunca her şeyi öğrendim sanır. Hatta bir başkasını fikrini beğenmediği için yok etmeye meyillidirler. Kibirleri hem kendilerine hem de başkalarına zarar verir de farkına varmazlar.
Add comment February 12, 2007